Otobüsten indiğimde üniversiteye doğru yavaş yavaş ilerlerken sol tarafımda sırayla dizilmiş kafelerin yanından geçiyordum. Bu kafeler sıradan değildi. Kapitalizmin esiri olmuş, baba parası yiyen cool öğrencilerin takıldığı mekanlardı. Düşünüyorumda, sanırım hiç bir zaman hiç bir farkındalığı olmayan kahveye 30-40tl verecek kadar ''keriz'' bir öğrenci olmayacaktım.
Üniversiteye geldiğimde kafeteryayı işleten burak beyin kendi elleriyle hazırladığı türk kahvesini içtiğim zaman kendime gelebilmiştim. Daha sonrasında kütüphaneye geldiğimde beni paradoksa sokan ortamın sessizliği, acıyla karışık bir huzur veriyordu. Çünkü hiçte normal bir sessizlik değildi; ölüm sessizliğiydi. Öğrenci yok denecek kadar azdı. Buralar sınav zamanı birilerinden aldıkları notlarla dersi geçmeyi amaçlayan niteliksiz öğrencilerle doluydu. Okumanın hakkını veren öğrenci sayısı yok denecek kadar azdı. İşte bu sessizliğin ardındaki gizli acı, demir çubuğu gibi vücuduma saplanmıştı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder